2012 Oscar
Sık Kullanılanlara Ekle Hertaraf'ı bloguna ekle

Şiirimiz mor külhanidir abiler :Ece Ayhan

June 14, 2009 ⋅ ⋅ Edebiyat, Şiir2 yorum ⋅ ⋅ 1,963 views
Şiirimiz mor külhanidir abiler :Ece Ayhan

İkinci Yeni akımından kendini ayırarak Sivil Şiir’i yarattı Ece Ayhan. Daha ilk şiirinde kendine ait bir ses yakalayan Ayhan birçok şairi de etkiledi

Belki de şair değil, tarihçi Ece Ayhan. Kendisinin de dediği gibi şiir yazmasa balıkçılık yapabilirdi. Onun şiiri; erkek emziren, gül kurutan, kentten içeri, kara, ama illâ ki mor külhanidir abiler… O zaman yine bağırsın; “Atlasları getirin! Tarih atlaslarını! En geniş zamanlı bir şiir yazacağız” diye ve biz de harbi harbi göğünde kuş uçurtmayan o üç soruya yanıt arayalım: Bir, Yeryüzüne nasıl dağılmıştır/ Tarihi düzünden okumaya ayaklanan çocuklar?/İki, Daha yavuz bir belge var mıdır ha/Gerçeği ararken parçalanmayı göze almış yüzlerden?/Üç, Boğaziçi bir İstanbul ırmağıdır/Nice akar huruc alessutanlarda bayraksız davulsuz?Sonra susalım, Ece Ayhan duruşuyla gülümseyerek sorsun suskunluğumuza; “Nerede kalmıştık?” “Çocuklar ile bile muhbirler! ve bütün ahali!/Hep birlikte, üç kez, bağırarak yazınız/Kurşun kalemle de olabilir/Yort Savul!”
DEVLET DERSİNDE ÖLDÜRÜLDÜ
1931 yılında Muğla’nın Datça ilçesinde başlayan Ece Ayhan tarihi İstanbul ve Ankara’da sürdürdüğü eğitim yıllarından sonra dünyaya yayılır yavaş yavaş. 1959 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olur ve Türkiye’nin çeşitli ilçelerinde kaymakamlık ve devlet memurluğu yapar. Tuhaftır ki Ece Ayhan, yıllar sonra Meçhul Öğrenci Anıtı adlı şiirinde “…Devlet dersinde öldürülmüştür” diye yazacak ve devletle tabiatın ortak yanlışını yıkacaktı dizelere;
-Maveraünnehir nereye dökülür?
En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
-Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir.
İşte bu satırları yazmadan çok önce hakkında açılan bir soruşturma nedeniyle devletteki görevi elinden alınır. Ece Ayhan’ın dönemeci midir bilinmez ama artık onun Sinematek’li, Yeni Sinema’lı yılları başlar ve bunları yayınevlerinde redaktörlük zamanları takip eder. Peki ne zaman şiire başlamış, şiire ne zaman karalar, morlar bağlamıştır Ece Ayhan? Bu sorunun cevabı yoktur. Varsa da biz değil en iyi Kınar Hanım bilir şüphesiz.
KÜÇÜK MUSA ŞAŞIRIYOR
Fayton diye yazıyor Ece Ayhan.  “Vaktinde öldüğümüz için kireçlerden korkmuyorduk” diyor da, Küçük Musa şaşırıyor belki de Akdeniz Pencereleri’nde. Gül Gibi Kanto işte.  “Merhaba” diyor çocuklar Ece Ayhan’ın Çapalı Karşı’sına ve dağlar gibi yalnızlık ne güzel bir hiç oluveriyor bir anda. Ece Ayhan’ın 1959 yılında yayımlanan ilk kitabı Kınar Hanımın Denizleri’nin en sarsıcı şiiri olan Fayton’un içindeki lirizmin çarpıcılığı hâlâ yankılanmaktadır Türk şiir tarihinin sayfalarında. Her ne kadar bu şiirde intihar sözcüğü dört kez geçse de çiçeklerle bezenir Fayton’un yol aldığı dizeler. Sonrasında gelen Bakışsız Bir Kedi Kara 1965 yılında yayımlanır.  Düzyazı ile şiirin el sıkıştığı Bakışsız Bir Kedi Kara’da satırların uçları, köşeleri biraz daha sert ama illâ ki yoğunlaşmış lirizm etkisi görülür. 1968 yılında yayımlanan Ortodoksluklar ise birçok kişiye göre “uç” deneydir. Tarih karışmış, kapalılık artmıştır. Devlet Ve Tabiat Ya Da Orta İkiden Ayrılan Çocuklar İçin Şiirler adlı kitabı ise eceayhan2toplumsal ve siyasi izlekler üzerinden giderek Ece Ayhan lirizmiyle birer başyapıt haline gelirler. 1980’li yıllardan sonra deneme, anlatı, günlük yazıları artar ama Çanakkaleli Melahat’e İki El Mektup ve Morötesi Requiem’in diğerleri arasında çok ayrı ve özgün bir yeri vardır.
ŞAİR SAYILMAYAN ECE AYHAN
Günümüz Türk şiirinin modern ustalarından biri olarak adlandırılan şair, ilk şiirlerinden itibaren oluşturduğu kendine özgü dille dikkat çekti. İkinci Yeni tanımı yerine “Sivil Şiir”i önerdi ve bu tanımı kullandı. Kitaplarında “İkinci Yeni”nin anlam kapanıklığını sonuna dek sürdüren Ece Ayhan şiirini tarihten alıntılarla, kişisel anılarla, farklı inançlarla, toplumsal ve ekonomik koşullarla besledi. “Karaduygulu” yanı şiirlerinde her zaman öne çıksa da, ağırlıkla yöneldigi konular arasında cinsellik ve eşcinsellik de geniş yer tuttu. Yazdığı şiirlerle ve daha ilk kitabıyla kendine ait bir dil kuran Ece Ayhan “Sıkı Şiir” ve “Sivil Şiir” olarak adlandırdığı İkinci Yeni Akımı’nı parasız yatılıların kurduğunu edebî hayatı boyunca söylemekten çekinmez. Açıksözlüdür. Cemal Süreya’nın şiirlerinin Orhan Veli etkisinden kurtulamadığını söyleyen ilk ve tek İkinci Yeni şairidir. Daha ilk şiirleriyle bile eleştirmenlerin dikkatini çeken Ece Ayhan, aynı hızla İkinci Yeni akımının en çok tartışma yaratan şairlerinden biri olur. Özellikle Devlet ve Tabiat adlı kitabıyla, derin bir biçimde etkiler okuyucuyu. Gelenekçilerin pek de haz etmediği Ece Ayhan şiirine yansıyan iki önemli faktör kapalılık ve öznelliktir.
Genel ahlâk ve şiir anlayışı dolayısıyla yadırganan Ece Ayhan ne tuhaftır ki bazı gelenekçiler tarafından şair bile sayılmaz. Ancak bu tuhaf şair sayılmama durumu onun yazma yeteneğinden ve imgelem gücünden bir şey almaz. Büyük bir dirayetle kendini yenileyerek doğuran Ece Ayhan’ın şiiri onu başta eleştiren şairleri bile etkilemiştir. Bu etkinin izleri tüm şairlerin poetikalarına kadar sirayet ettiğinden olsa gerek herkes poetikasını tekrar gözden geçirmek zorunda kalmıştır.
ECE AYHAN’A SALDIRI
Türk şiirinin modernizme “merhaba” dediği zamanlardan sonra İkinci Yeni’ye şiirlerini siper eden Ece Ayhan poetikası ile birlikte yalnızlaşıyor, yalnızlığa itiliyordu. Mustafa Aydoğan’ın Hece dergisinde Ece Ayhan ve İncil Sesli Keçiler başlığıyla kaleme aldığı yazı,
Ece Ayhan’ın yalnızlığını, yalnızlaştırılmasını ve “İkinci Yeni”cilere karşı nasıl siper olduğunu apaçık bir şekilde anlatmaktaydı.
“…Ece Ayhan bu akımın ‘şef’i oldu. Bu yeni söyleyiş, bu yeni algılayış biçimi kendisiyle birlikte en çok Ece Ayhan’ın itilip kakılmasına ve yalnızlığa sürüklenmesine neden olmuştu. İkinci Yeni’nin kaderi Ece Ayhan’ın kaderidir. Ne Cemal Süreya’nın ne Edip Cansever’in, ne de Turgut Uyar’ın… Saldırılara en çok Ece Ayhan’ın siper oluşu nispeten diğerlerini güvenlikte kılmıştır. Ece Ayhan hâlâ sürüklendiği yerden bir selametle çıkmış değil. Böyle bir amacı da yok anlayabildiğim kadarıyla. Şimdi 69 yaşında, yaşlı ve hasta. Bütün arkadaşları göçüp gitmiş. Kader yine ona cilvesini yapmıştır. Önceleri pek göze çarpmayan yalnızlığı böylece daha bir vücud kazanmış, daha nesnel hale gelmiştir. Yalnız ama memnun ve vakur. Çelişkileriyle dinç, hisleriyle savruk, dalgalı ve boşluğuyla yerli yerinde. Ece Ayhan’dan geriye ne kalacak? Şiiri hâlâ yalnız. Düz metinleri fikirden çok üslupla ayakta duruyor. Konuşmalar’ının kalıcığı ise herkes için olduğu gibi diğer eserlerinin kalıcığına bağlı. Edebiyatımızın önemli bir döneminin adı anılmadan geçilemeyecek bu şövalyesinin adı hangi tanıma sığdırılacak, hangi köşe ona verilecek? Kendine bir yer bulamamış bu adama acaba başkaları bir yer bulabilecek mi? Atilla İlhan’dan aldıkları ‘derin yara’ iyileşecek mi yoksa kangrene mi dönüşecek?”
EDEBİYATIN ASİ İSA’SI
Bozup sarsarak yazıyordu Ece Ayhan. Çağdaşı Edip Cansever’e göre Ece Ayhan’ın dilini anlamak, aşmak, şiirini anlamak için başvurulacak yol yine Ece Ayhan’ın kendisiydi. Kilit noktası “dil” olan Ece Ayhan, hep gizli anlamlar arar, aratırdı şüphesiz. Kıyıdaydı evet ama en derini bile görebiliyordu. Tarihi, dünyayı, insanları ve elbette şiiri kurcaladı, sarstı. Kara, kapkara duygulu bir şairdi. Yapıtlarının tümünün kalbine bir karamsarlık oturmuş kalkmıyordu. Kötülüğün şiirinin şairi olarak anıldı, toplumsal lirizme de yöneldi. Uçta bir yerde yaşayıp yazarken dil ve şiirinde filizlenen cesaret onu hiç yarı yolda bırakmadı. 1974 yılında Ece Ayhan’ın lirizmini zorlamasa da yaşamını zora sokacak olan bir misafiri geldi: bir tümör.  Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in yardımıyla beynindeki o tuhaf misafirinden kurtulabilmek için İsviçre’ye gitti, burada beyin ameliyatı geçirdi ve üç yıl tedavi gördü. Ameliyatında sinirleri kesildiği için yüzünün bir yanı deforme oldu. 1977 yılında, Türkiye’ye dönen Ece Ayhan artık dostlarının yardımıyla geçinebilmekteydi. 1995 yılından itibaren çeşitli hastalıklardan dolayı hastane odalarında yaşamak zorunda kaldı. Hastaneler hayatında çok önemli bir yer tutmaya başladı… Çay bahçesinde içtiği çayın parasını ödeyemeyecek kadar yoksul olan Ece Ayhan, yaşamının son zamanlarını huzurevinde geçirdi. Ardından yaşamını esir alan bir hastane odasında kapadı gözlerini. Ölüm artık daha “sivil”, şiir daha da “kara”ydı. Ve şu satır kalıverdi akıllarda; “Biz bir şairi şiir yazsın için ölümle korkuturuz, dom!

eceayhan3MEÇHUL ÖĞRENCİ ANITI
Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür
Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu: -Maveraünnehir nereye dökülür?
En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
-Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir.
Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor
Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:
Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım
O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik
Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:
Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler
Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır
Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek.

eceayhan4

MOR KÜLHANİ

Şiirimiz karadır abiler
Kendi kendine çalan bir davul zurna
Sesini duyunca kendi kendine güreşmeye başlayan
Taşınır mal helalarında kara kamunun
Şeye dar pantolonlu kostak delikanlıların şiiridir

Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler

 

 

eceayhan5

Şiirimiz her işi yapar abiler

Valde Atik’te Eski Şair Çıkmazı’nda oturur
Saçları bir sözle örülür bir sözle çözülür
Kötü caddeye düşmüş bir tazenin yakın mezarlıkta
Saatlerini çıkarmış yedi dala gerilmesinin şiiridir

Dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler

 

 

 

eceayhan6

FAYTON
O sahibinin sesi gramofonlarda çalınan şey
incecik melankolisiymiş yalnızlığının
intihar karası bir faytona binmiş geçerken ablam
caddelerinden ölümler aşkı pera’nın

Esrikmiş herhal bahçe bahçe çiçekleri olan ablam
çiçeksiz bir çiçekçi dükkânının önünde durmuş
tüllere sarılmış mor bir karadağ tabancasıyla
zakkum fotoğrafları varmış cezayir menekşeleri camekânda

Ben ki son üç gecedir intihar etmedim hiç, bilemem
intihar karası bir faytonun ağışı göğe atlarıyla birlikte
cezayir menekşelerini seçip satın alışından olabilir mi ablamın

ESERLERİ

Kınar Hanımın Denizleri (1959)
Bakışsız Bir Kedi Kara (1965)
Ortodoksluklar (1968)
Devlet ve Tabiat (1973)
Yort Savul (Tüm Şiirleri, 1977)
Zambaklı Padişah (1981)
Çok Eski Adıyladır (1982)
Defterler (Anılar, 1981)
Yalnız Kardeşçe (Söyleşi, 1984)
Kolsuz Bir Hattat (1987)
Sivil Şiirler (Yazı, Söyleşi, Hikâye, Şiir, 1993)
Son Şiirler (1993)
Bütün Yort Savullar (Toplu Şiirler, 1994)
Aynalı Denemeler (Deneme, 1995)
Dipyazılar (Deneme, 1996)
Mor Ötesi Requiem (Anlatı, 1997)
Başıbozuk Günceler (1997)
Sivil Denemeler (1998)

 

SİBEL ORAL

Etiketler:
antabuse pillventolin steroidREVIA COST